26/3/2008 ·

'Ben şimdi üstüne güneş doğmayan bir denizim'
Yedi İklim dergisi, son sayısını Erdem Bayazıt'a ayırdı. Özel sayıda Rasim Özdenören, Arif Ay, Nazif Gürdoğan, Necmettin Türinay'ın da aralarında bulunduğu 40'a yakın yazar ve şair, Bayazıt'ın şiirini değerlendiriyor.
Erdem Bayazıt, Türk şiirinin yaşayan en önemli isimlerinden. Şiirimizde kendine özgü bir dil kuran, gür sesli ve umut dolu şiirler yazan bir şair. "Şimdi siz taşıyorsunuz müjdenin kurşun yükünü/ Çatlayacak yalanın çelik kabuğu/ Sizin bahçenizde büyüyecek imanın güneş yüzlü çocuğu" mısraları gibi umudu ve muştuyu çoğaltan dizeleri Türkçemize kazandıran Bayazıt, sanatta yarım asrı geride bıraktı. Sanatının 50. yılı münasebetiyle şair hakkında geçtiğimiz aylarda önemli programlar düzenlendi. Bu konuda son çalışmayı ise Yedi İklim dergisi yaptı. Yedi İklim, Bayazıt'ın şiiri ve kişiliği üstüne pek çok değerlendirmeyi içeren bir özel sayı yayımladı.
Erdem Bayazıt Özel Sayısı'nda Rasim Özdenören, Arif Ay, Nazif Gürdoğan, Mehmet Doğan, Mustafa Özçelik, Necmettin Türinay, Ali Haydar Haksal ve Osman Sarı'nın da aralarında bulunduğu 40'a yakın isim, "Sebep Ey" şairinin pek bilinmeyen yönlerini de edebiyatseverlerle paylaşıyor. Rasim Özdenören'in 'Erdem Bayazıt: Sabaha Koşan Adam' adlı yazısı, özel sayının ilk belki de en çok dikkat çeken çalışması. Özdenören, pek bilinmeyen fakat Bayazıt'ın fikir ve duygularını değiştiren bir idam olayını anlatıyor. Şairin Boşluk-lu Yaşamak adlı şiirini şahit olduğu bu olayın ardından kaleme aldığını belirten Özdenören, Bayazıt'ın güncele ve güncel yaşantıya eleştirel tavır geliştirmesinde de bunun etkisinin aranabileceğine dikkat çekiyor. Durali Yılmaz, 'Erdem Bayazıt Şiirinin Kaynakları' adlı yazısında onun şiirine seçtiği kılavuzları anlatıyor. Yılmaz, Yunus Emre'den Necati'ye ve Nabi'ye kadar birçok şairin etkisinin görüldüğü Bayazıt şiirinin, şiir geleneğimizin günümüzde yeniden ifadelendirme gayretinin bir ürünü olduğunu söylüyor. Cemil Çiftçi, şairin hayatından bilinmeyen kesitleri aktarıyor. Osman Sarı ise "Şiirimizin Gür ve Yiğit Sesi: Erdem Bayazıt" başlıklı yazısında 'şiir ve ideal', 'savaşın ve direnmenin şiiri', 'şehir ve tabiat' başlıkları altında Bayazıt şiirini çözümlüyor. Özel sayıda ayrıca şairin hayatından fotoğraf kareleri, el yazısıyla şiirler, mektuplar ve anılar da yer alıyor. Yedi iklim'in özel sayısı, Bayazıt şiirini anlama konusunda bir klavuz olarak kütüphanelerde saklanacak bir çalışma.

İrtibat: 0212 527 65 87
http://www.yediiklimdergisi.com/
Ali Pektaş, İstanbul
“Zaman” gazetesi
26 Mart 2008
26/3/2008 ·

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültürel ve Sosyal İşler Daire Başkanlığı tarafından düzenlenen “Yaşayanlara Saygı: Sanat hayatının 50. yılında Erdem Bayazıt” açıkoturumu Kültür A.Ş organizasyonuyla 29 Mart Cumartesi günü saat 14:00’te Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilecek.
Programda usta şairin sanat hayatı, şiiri, estetik anlayışı, edebiyat ve kültür hayatımıza olan katkıları konuşulacak.
Oturum başkanlığını Mevlâna İdris’in yapacağı açık oturuma Rasim Özdenören, Turan Koç, Ali Haydar Haksal ve Ömer Erdem konuşmacı olarak katılacaklar.
Sanat hayatının 50. yılını dolduran Şair-Yazar Erdem Bayazıt; yazıları, şiirleri ve aksiyoner kişiliği ile kendinden sonraki genç şairler üzerinde ilham kaynağı olmuştur.
Açıkoturum öncesinde Erdem Bayazıt’ın edebî dünyasının konu edildiği TRT yapımı “Okudukça” programının özel bölümü gösterilecektir.
Yazar arkadaşlarının gözüyle Erdem Bayazıt
Rasim Özdenören: “Erdem Bayazıt, çağlardan beri sürüp gelen Müslümanın yaşam trajedisini anlatmak ister”.
Sezai Karakoç: “ Edebiyatın direnişine katkıda bulunan bir şairdir, yabancılaşmaya karşı gösterilen direnişin şairidir…Dostoyevski'nin Karamazov Kardeşler'deki ‘Alyoşa’ya benzer”.
Ersin Nazif Gürdoğan: “Erdem Bayazıt, Anadolu insanının misyonunu şiire taşıyan şairdir. O, ‘Kelimelerden bir kelime’yi, Anadolu insanı hiç unutmasın diye, ‘şiiri bir mızrak gibi’ kullanır”.
Hüseyin Su: “Düşünsel ve siyasal vurgusunu üzerinde bir yük olarak taşımayan, bu iki vurguyla birlikte şiir tabiatının ve şiir sesinin dokusu, tınısı bozulmayan, böylesine bir vurguyu yüklenmekten düşünce, inanç, sanat ve edebiyat adına utanmayan, aksine onurlu, tok sesli ve başı dik bir şiirdir...”
kultursanat.org
18/3/2008 ·

Erdem Bayazıt “Sebeb Ey” şairi. İlk anımsayışım böyle. Edebiyat dergisi yayınları arasında çıkmış olan “Sebeb Ey” şiir kitabı, yayınevinin o zamanın koşullarına göre çok zarif, hoş, insan ruhunu okşayan görünümlü eserlerden biri. Her şeyden önce bir şiir kitabı. Nuri Pakdil’in Batı Notları, Biat, Umut, Rasim Özdenören’in Çözülme, Çok Sesli Bir Ölüm, Cahit Zarifoğlu’nun Yedi Güzel Adam ve İns, Mehmet Âkif İnan’ın Edebiyat ve Medeniyet Üzerine, Hicret adlı eserleri. Her biri diğerinden hoş, güzel, estetik. Elâzığ İmam Hatip Okulu’nda öğrenci iken, bu serinin aldığım ilk kitabı Nuri Pakdil’in Batı Notları’dır. Çok sevmiş, kitabevine koşmuş, yayınevinin diğer kitaplarından bulabildiklerimi almıştım. Kalanları da arkadaşlarıma aldırmış ya da hediye etmiştim.
Umut kitabının arkasında yayınevinin listesi var. O zaman erişebildiğim ve aldığım kitapları kurşun kalem ile işaretlemişim. Bu kitabın kitaplığıma giriş tarihi: 25.03.1974. Kitaplığıma giriş sırası 274. o zaman kitap ve kütüphaneye ilişkin her şeye hevesliydim. Okul kütüphanemizin memurundan kaşe örneğini almış bir benzerini yaptırmıştım. Başka arkadaşlarım da beni öykünmüşlerdi. Kitap alma ve okuma rekabeti oluşmuştu. O arkadaş grubundan olanlar çeşitli yerlere geldiler.
Haksal Kitaplığı: Ali Haydar Haksal. Kitabın kütüphaneye giriş tarihi ve sırası. Yapışkanlı olan bir sırt kâğıdı ile tür ve sıra numarasını da yazmışım. Elimden düşmeyen bu kitaplar bana yön verecekti. Rahatlıkla cepte taşınan bu kitaplardaki şiirleri ezberler, yüksek sesle okurdum. Rasim Özdenören’in öykülerini de elimden düşürmüyordum. Şiir ile öykü arasında kalan ben her ikisinden de denemeler yazıyordum.
Cahit Zarifoğlu’nun Yedi Güzel Adam şiir kitabının hemen girişindeki dizeleri dilimdeydi.
“Bu insanlar dev midir
Yatak görmemiş gövde midir
Bir yara açar boyunlarında
Kol kola durup bağırdıklarında
-Yar kurbanın olam
Dağlar önüme durmuş
Ki Dağlanam
Çekip pırıl pırıl mavzerler çıkardılar oyluk etlerinden
Durdular ite çakala karşı yarin kapısında.”
Erdem Bayazıt’ın Sebeb Ey şiir kitabı ise:
“Beton duvarlar arasında bir çiçek açtı
Siz kahramanısınız çelik dişliler arasında direnen insanlığın
Saçlarınız ızdırap denizinde bir tutam başak
Elleriniz kök salmış ağacıdır zamana
O inanmışlar çağının”
Bu sese ne kadar ihtiyacımız varmış da biz bu sesin farkında bile değilmişiz. Sıradanlığın ötesinde bize ait olan ve farkında olmadığımız bu hakiki sesin bize [bana] ulaşması bir lütuf. Türkçe öğretmenim İbrahim Soysal, Üstat Necip Fazıl ile Sezai Karakoç’u bana tanıtmıştı. Kemal Dündar hocam Hisar dergisi ve yayınlarını aldırmıştı. İzzet Paşa Camii altında kitapçı Kemal Amca’dan Edebiyat dergisi yayınlarını almıştım. O zamanın kültür ve düşünce ortamı için uç olan bu eserlere bağlanışım o sesin bende karşılık bulmasıdır. Kaderin beni bu yola koymasının lütfu önümü açtı. Yolumu bulmam ve artık bir daha bırakmayacağım ve sapmayacağım bu yol güzergâhında bu önemli ve güçlü sesin peşine düşecektim.
Okulun, yurdun koridorlarında dolaşırken, okulun bahçesinde gezinirken, sınıfta herkes kendi dünyasında iken, öğretmen sınıfa girinceye kadar okur, ders başlayınca onları masamın gözüne oldukça dikkatle yerleştirir, arada bir göz atardım. Edebiyat dergisinin peşine düşmüştüm. Durmadan okuyordum. Etütlerde ise kendimi dersten çok kitaplara vermiştim.
1970’li yılların gür ve tok sesi. Neden böyle, niçin bizde bu denli karşılık buldu? Kendimizin farkına varışın edebiyat dünyasındaki ilk adımıydı bunlar. Bir milletin uzun bir zaman içe kapanmasının ardından bize ait bu seslerin varlığı güven verdi.
Öğrencilik hayatım boyunca ve sonrasında sanat ve düşüncede bu ana doğrultudan hiç vazgeçmedim. Takdir bizi bu yolun sorumluluklarını da omzumuza yükledi. Bugüne kadar bu doğrultunun kazandırdığı önemli şeyler oldu.
Ali Haydar HAKSAL
Kaynak:
Millî Gazete
18 Mart 2008
24/2/2008 ·
“Altımızdan kayan bu ölü şehri durdursana
Ey gücü toprak kadar eski
Ey gücü yer kadar ağır çocuk.”
Erdem Bayazıt şiirlerinde hep uyarıcı, uyandırıcı ders verici uslup kullanıyor. 50 yıllık sanat yaşamında söylemlerini yiğitçe dökmüş mısralara. 2008 yılında 50. sanat yılını kutlayacak olan şair Erdem Bayazıt 1939’da, Maraş’ta doğdu. Sevenleri, dostları da yalnız bırakmayıp hakkında konferans, panel düzenliyor.
Kültür sanat kanalı olan Burç Fm, bu değerli şaire vefayı borç bilip 50 hafta sürecek olan “50. SANAT YILINDA ERDEM BAYAZIT ŞİİRLERİNE YOLCULUK” adlı program yapıyor. Programı Mehmet Doğan sunacak ve her hafta farklı bir konuk katılacak. Programa gelen konuklar şairin edebî yönlerini ve şiirlerini anlatacaklar. Erdem Şiirleri her Cuma saat 22:35' de Burç Fm’de.
22/2/2008 ·

Türk edebiyatında şairler, bazı şiirlerini genellikle sevdiklerine ithaf ederler. Bu güzel gelenek geçmişte de vardı, bugün de devam ediyor. Burada şiirleri üzerinde duracağımız günümüzün değerli şairi Erdem Bayazıt’ın da bir hayli ithaf şiiri bulunmaktadır.
Erdem Bayazıt’ın İz Yayıncılık’tan çıkan ve “Sebeb ey”, “Risaleler”, “Gelecek Zaman Risalesi”ndeki metinleri de içine alan “Şiirler” kitabının ikinci baskısı geçen yıl yapıldı. Kitap 208 sayfa. Edebiyatseverlere kazandırılan eserde Bayazıt’ın birbirinden güzel şiirleri var. Ama biz sadece dostlarına, yakınlarına, sevdiklerine ithaf ettiği şiirleri ele alacağız bu yazımızda. İthaf elbette sadece kişilere olmaz. Kavramlara, mekânlara, zamana, şehirlere ve ülkelere de şiirler ithaf edilebilir. Nitekim Erdem Bayazıt’ın bazı şiirleri şehir ve ülkelere adanmış. “Bosna’ya Yazıt”, “Çeçenistan” ve “Afganistan 1400” bu tür ithaflara üç anlamlı örnek. “Savaş Risalesi” de “1400’ncü yıla armağan” edilmiş derinliği olan bir özge şiir.
Şairimizin ilk ithafı çok sevdiği okuyucusunadır ve minik bir şiir tarzındadır, şöyle ki:
Okuyucuma!
Şiir diye
Bir ömür tüketerek yazdıklarım
İki saatte okunuyor
Bundan ucuz ne olabilir?
Havadan başka?
Erdem Bayazıt bir sanat ve düşünce adamı. Ama ondan da önce bir dava ve fikir insanı. Bir ideali, bir mefkuresi var. Yürüdüğü yolda önceki kılavuzlara büyük saygısı ve sevgisi var. Nitekim özel şiirlerinden bazılarını onlara ithaf ediyor. İşte “Nuri Pakdil’e” ithaf ettiği “Birazdan Gün Doğacak” şiirinin ilk mısraları:
Beton duvarlar içinde bir çiçek açtı
Siz kahramanısınız çelik dişliler arasında
Direnen insanlığın
Saçlarınız ıstırap denizinde bir tutam başak
Elleriniz kök salmış ağacıdır zamana
O inanmışlar çağının.
Şiir, rüyası görülen güzel bir dünyanın işaretleriyle dolu. “Karanlığın ormanı”nda “iman güneşi”nin ışığı âdeta gözlerini kamaştırır. Şöyle devam eder şiir:
Gün doğar rüzgâr eser bulut dolanır
Rahmet şarkısı söyler yağmurlar
Alnınız en soylu isyandır demir külçelere
Gürültü susar ses donar sevgili tohumu patlar
Sessiz bir bombadır konuşur derinlerde.
İlerleyen mısralarda rüzgârın esişi ve kutsal ağaçların yeşerdiği “sabır yüklü toprağımız” dillendiriliyor. 1966’da Güzlek’te yazılan şiir şu mısralarla sona eriyor:
Su coşar deniz kabarır canlanır ölü şehirler
Yemyeşil bir rüzgâr eser yıldızlar arasından.
Şimdi siz taşıyorsunuz müjdenin kurşun yükünü
Çatlayacak yalanın çelik kabuğu
Sizin bahçenizde büyüyecek
Aşkın ve inancın güneş yüzlü çocuğu.
Erdem Bayazıt “yedi güzel adam”dan biri. İyi sanatkârlar birlikte yolculuk ettikleri diğer sanatçı dostlarını da unutmazlar. “M. Akif İnan’a” ithaf edilen “Ölünün Kıyıları”, Erdem Bayazıt’ın kadim ve merhum dostuna armağanıdır. Ankara Türkocağı’nda 1968’de kayda geçen bu şiir, bizi alıp farklı iklimlere taşıyor, okuyalım:
Gök boşanarak üstümüze
Bizi ıslak saçlarından geçirir karanlığın
Gece siyah bir at olur da uçar
Uykumuzun soluyan denizine.
Babalar ölümü dengede tutar
Seçerek en sağlam vakti arabasına.
Şimdi o araba uçuyorsa
Bir asya çölünü kanat yaparak
Ey üstümüze gelen
Ey çocukların gözlerinden dökülen
Ölümü konuşan damla damla
Ey beklediğimiz her an
Ey bize son sözü muştulayana
Bizi bulan şahdamarımızda
Ey sürücüleri babalarımız olan.
Bir an dudaklarıyla
Değen alnımıza masmavi
Bir güvercin kanadı gibi
Ey annelerin sesi
İçimizde savrula savrula
Yağan bir bahar yağmuru gibi
Çağırırdı oğullarını yola.
Ve Erdem Bayazıt’ın en güzel şiirlerinden “Sebeb Ey” şiiri büyük bir gönül insanına, kutlu yüreğin sahibi “Fethi Gemuhluoğlu’nun aziz anısına” yazılmış. 1966 yılında Ankara’da edebiyatımıza kazandırılan bu şiirin ilk mısralarıyla yetinelim şimdilik:
Ürpertir tabiat üfleyince rüzgârı derin gök soluğu
Ulu ses dokununca çarka
Düşer ölümün gölgesi eşyaya.
Başlar eşyada hareket kurtulmak için kendinden
Daha öteye geçmek için arınmak gibi elbiseden
Yakalan ölümsüzlüğün sonsuz ipini
Sonra ses olur
Zamanın idrak incisi ses döner döner döner de
Yönelir sebebe
Sebeb ey.
Edebiyatın zorlu, kahırlı ve çileli yolunda yürüyenler bazen yüksek idealler uğruna yakınlarını ihmal ederler. Bu bir kasıt değil meşguliyet fazlası, daha doğrusu yüklenilen ağır yükün sorumluluk hissi… Aile fertleri de, yakın akraba ve dostlar da bu mecburi unutuluşun tozları arasına karışır gider. Ama bir vefa adamı olan kadirbilir insan Erdem Bayazıt, ünlü olmasa da temiz yüreklerini bildiği bütün ruh ikizlerini her zaman sever ve anar. Zira onlar inançlı kalpleriyle özbe öz kardeşleridir. “Sait Mutlu, Sabri Arslan, Mehmet Emin Balyan, Ahmet Yücel’in aziz hatıralarına” ithaf ettiği “Önden Gidenler İçin” şiiri (1968) de böyle bir kadirbilirliğin taçlandırılmış göstergesidir:
Onlar gittiler
Yalnız bir yemin kaldı aramızda
Ben şimdi bu yanda
Kasılmış çıplak bir kurşun gibiyim
Namluda.
Onlar gittiler
Topraktan bir işaret taşıyarak alınlarında
Ben şimdi bu yanda
Geril bir an gibiyim
Doğumla ölüm arasına.
Onlar gittiler
Gelen zamandan bir haber gibiydiler.
Ben şimdi bu yanda
İçilmiş bir and için bekleyenim
Kurulmuş saat gibi.
Onlar gittiler
Giderken bir muştu gibiydiler.
Erdem Bayazıt’ın şiirlerinde “ölüm” temaı çok yaygın ve baskın. İnsanoğlunun bu kaçınılmaz sonuna hiçbir zaman ürküntüyle, dehşetle bakmıyor edibimiz. Aksine mütevekkil, kaderci bir edası var. Ölümün inanmış bir insan için nasıl bir değer taşıdığının farkındadır. “Aziz kardeşim Yusuf Erzincanî (Ergün)’nin anısına” diye ithaf ettiği “Ölüm Risalesi” şu mısralarla selâmlar okuyucuyu:
Damla damla oluşuyor hayat
Ölüm kımıl kımıl
Duymak kolay
Anlatmak değil
Her an
Farkındayım
Az öz öldüğümün
Bilincindeyim doğan ayın
Eriyen karın akan suyun
Ve usul usul tükenen zamanın
“Ölüm”ü sadece bir “kimlik belgesi” olarak kabul eden şairimiz, “hayat”ın “ölüme muhtaç” olduğunu ifade eder şiirin devam eden bölümlerinde. Bu geniş boyutlu olayın mahiyetini üç mısrada ifşa eder ve kesin hakikati bize şöyle fısıldar:
Ölüm muhakkak
Ve ölüm mutlak
Tek kapısıdır ölümsüzlüğün.
Erdem Bayazıt’ın şiirinde “ezel” ve “ebed” duyguları kendini gösterir. Süreklilik hissi ise ise kendisini hemen eleverir. Yahya Kemal’in “kökü mazide olan âti” olarak tanımladığı bir insanlık serüvenidir yaşadığı. Kavramlar, düşünceler bizi asırlar ötesine alır götürür. Ecdadımızın yaşadığı hicranlı hikâyelere dalarız, kıtalarda geçmiş maceralarımızı hasretle anarız. Ama bu inanılmaz serüven, yeni kelimelere yüklenir şiirlerde. Okuyucuyu yormayan ve zorlamayan bir dildir bu. Biraz destan, biraz efsane, bir parça da ilahî… Maddi dilden ziyade bir gönül dili: Yalın, berrak ve su gibi seyyal… Şarkılarımız kadar saran, türkülerimiz kadar yakan bir üslûp. Erdem Bayazıt’ın bu kadar çok sevilmesinde sanırım en önemli sır, onun bu ölümsüzlük şifresini çözmüş olmasıdır. Cumhuriyet devri Türk şiirinde bunalımları anlatan şairler pek çok. Hafakanlarda yüzen, buhranlarda debelenen sanatçıların arasında Erdem Bayazıt bir ruh aydınlığı ile seslenir okuyucusuna ve içten gelen bir davranışla selâm verir. Bu yüzden dili bize yakın, üslûbu da âşinadır.
“Allah elçilerinden sonra en büyük insana” ithaf ettiği “Sevmek” 1969’da Ankara’da ak kâğıda geçmiştir ve sadece üç mısradan ibarettir:
Bir orman gibi büyür içimde sevmek
İçimde insan bir mahşer gibi kabarırken
Ey her suça ortak çıkan kalbim.
Hepimiz, kalem erbabı olan herkes, sevdikleri insanlara yazdıklarını ithaf ederler. En büyük armağanları bir şiir, bir yazı veya bir eserdir. “Sevgililer sevgilisi”ne Erdem Beyin ithaf ettiği şiir “O”. Ve “Evrenin efendisine” diye adanmıştır. Yıl 1969, yer Ankara…
Dünyanın ağırlığına eklesek yıldızları ayı güneşi
Gene de ağır basarsın ey kalbim ey kalbimin güneşi
Erdem Bayazıt’ın mutlaka, rahle-i tedrisinden geçtiği zatlara, sevdiği dostlara, gönül bağladığı insanlara adadığı güzel şiirleri vardır bugün de. Gün gelir, belki onları da okuruz. Bir de başka şairlerimizin Erdem Bayazıt’a ithaf ettikleri şiirler var bilindiği gibi. Aslında bu da ayrı bir çalışma konusu. Zaten Erdem Bayazıt gibi iyi ve büyük şairler hakkında yapılacak çalışmaların haddi hesabı yok. El verir ki, bu konulara ilgi duyan, sahip çıkan ve himmet gösteren edebiyat adamları olsun.
Erdem Bayazıt, Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatında millî ve yerli duruşun gerçek temsilcilerindendir. Mahalliden ziyade yerli, daha doğrusu hem millî hem de evrensel… Yeryüzüne yayılan, farklı kıtalarda yaşayan bütün insanları kucaklayan büyük bir savaşçı kalbin güçlü atışlarıdır yüreğinden gelen ses… Bir ışık insan, bir önder, bir iman adamıdır. Gençlere örnek olan bir kılavuz, faziletin, erdemin, asaletin ve derinliğin numunesi sahici bir sanatkâr ve köküne bağlı gerçek bir münevverdir.
Erdem Bayazıt’la ilgili olarak 12 Ocak 2008 tarihinde Milli Gazete’de bir haber yer almıştı. Orada rahatsızlığını da anlatan şairimiz, “Sağlığım iyi olursa bir de Üsküdar Risalesi yazmak istiyorum. Bizim itikadımıza göre Kudüs, Üsküdar'dan başlar. Osmanlı döneminde seferler Avrupa'ya bile olsa Üsküdar'dan başlar. Kudüs'e giden yollar mutlaka Üsküdar'dan geçer. Bunları işleyebilirsek orada yaşayan halkı, tekkeleri, ezanları anlatabilirsek işte o zaman Üsküdar risalesi olacak.” diyordu. Erdem Bey, inşallah fırsat ve imkân bulur ve düşlediği bu şiirleri yazar. Kimbilir ne güzel ithaf şiirleri okuyacağız o metinlerde. Sanırım en görkemli şiir de Üsküdar’a adanmış olacak. Zaten Üsküdar şanslı bir semt ve Üsküdarlılar talihli insanlar değil mi? Işıkları da dost, insanları da… Mübarek, aydınlık ve hoş bir belde… Ecdadın deyişiyle orası “Kâbe toprağı”…
Ben de bu yazıyı metindeki bütün şiirlerin sahibi, aynı zamanda gönüllerin de fatihi olan muhterem Erdem Bayazıt ağabeyime ithaf ediyorum. Hepimiz sağlığın için duacıyız. Dualarla, sağlıcakla kal ey vefalı adam, ey aziz insan!
18.02.2008
Mehmet Nuri YARDIM
Kaynak:
www.sanatalemi.net
13/2/2008 ·

“Beton duvarlar arasında bir çiçek açtı
Siz kahramanısınız çelik dişliler arasında
Direnen insanlığın
Saçlarınız ıstırap denizinde bir tutam başak
Elleriniz kök salmış ağacıdır zamana
O inanmışlar çağının”
Yazıya şairin “Birazdan Gün Doğacak” isimli şiirinden bir iktibasla başladım.Umudu, muştuyu çoğaltan bir şiir…
“Şimdi siz taşıyorsunuz müjdenin kurşun yükünü
Çatlayacak yalanın çelik kabuğu
Sizin bahçenizde büyüyecek imanın güneş yüzlü çocuğu”
Erdem Bayazıt’ın ilk şiir kitabı Sebeb Ey 1972’de Edebiyat Dergisi Yayınları (2. baskısı Akabe Yayınları, 1979), son şiirleri Risaleler adı altında Akabe Yayınları arasında 1987 yılında çıktı (2. baskı 1989). Bu iki kitap bir arada Şiirler adı altında İz Yayıncılık tarafından 1992 yılında basıldı (4. baskı 1998). Şiirleri Açı (K. Maraş), Çıkış (Ankara), Yeni İstiklâl, Büyük Doğu, Diriliş, Edebiyat, Mavera ve Yedi İklim dergilerinde yayımlanmıştır.
Erdem Bayazıt, şiirimizde farklı, kendine özgü bir şiir dilini kurmuştur. Mehmet Kaplan’ın ifadesiyle: “Erdem Bayazıt’ın şiiri, değil eski dindar şairlerinkinden, Mehmet Âkif’inkin de çok farklı bir şekil ve üslûpla yazılmıştır.”
-Şehre bakış
Erdem Bayazıt, şiirlerinde şehrin karanlığına, kirine, pasına, oyunlarına teslim olmamak için bir karşı duruşu dile getirir.
“Bir adam belki de en çok bir rüzgârdır şimdi
Sisli, yabancı gölge gibi gezgin bir rüzgâr
Şehri bir yabancı gibi dolaşıyor
Şehrin mabetleri bir bir tükeniyor
Başlıyor içinde sonsuz susuzluk
Avuçlarının içi terliyor”
Şehir, tabiatın güzelliklerinden uzaktadır. Kuşlar konmaz oldu pencerelere.
“Şehir kapanıyor içine
-Toprağa veda”
Şair, şehir hayatından duyduğu bıkkınlığı “Gölgeler” isimli şiirinde şöyle dile getiriyor:
“Sonra bir çağ geldi
Baktım kafamda karıncalar vardı
Sonra yapılardan yollardan bıkmıştım
Issız sokaklar beni ürkütüyordu
Kötü meydanlarda boğuluyordum
Suları borulara almalarına kızıyordum
Hele hele hep düğmelere basıp yaşamalarına çok çok içerlemiştim
Sonra kalkıp Afrika’ya gittim
Ohh Afrika’ya”
Ahmet Kabaklı, şairin işlediği konular hakkında şu tespitte bulunur: “Bir genç adam için şehrin ıstırabını, bozulmuş törenin,inançsızlığın, faziletsizliğin tepkilerini, alışılmış düzenden yılgınlığı ve isyanı ve İslâm’da kurtuluşun güzelliğini, maddeden kaçışı, şehirden köye kasabaya kaçışı ısrarla anlatan şiirler…”
Şair, yaşanan hayattan, olup bitenlerden duyduğu rahatsızlığı dile getirir.Dışarının saldırısı karşısında bir direnç alanı oluşturur. Varoluş kavgasıdır bu.
“Altımızda kayan bu ölü şehri durdursana
Ey gücü toprak kadar eski
Ey gücü yer kadar ağır çocuk
Büyüyen elimin üstüne koy elini
Sana bir yürek vuruşu gibi belirli
Gelen zamanı haber veriyorum”
Behçet Necatigil şairin “Sebeb Ey” kitabı için şöyle der: “Barbar güçlerin, teknolojinin yıktığı, Tanrı’dan kopardığı insanın manevî kurtuluşunu arayan Sebeb Ey…”
-Ölüm düşüncesi
Erdem Bayazıt şiirlerinde ölüm konusunu sıkça işler. Fani olmanın şuuruyla dünyayı, insanı yorumlar:
“Bir otel odası kadar bana aitsin
Bir mağara gibi hiç kimseye
Herkese bir deniz gibi
Biliyorum sadece bir emanetsin
Bir şarkı gibisin dünya
Çoğu zaman hüzün makamında
Coşkulu bazan da
Kimi zaman bir öğle vakti gibi
Sıkıntılı ve sabit”
Gelimli gidimli dünya…Hayat bir anlam üzerine yaşanıldığında güzelleşir. Yoksa kaos, kargaşa hüküm sürer. Şairin “Ölüm Risalesi” isimli şiirinden:
“Damla damla oluşuyor hayat
Ölüm kımıl kımıl
Duymak kolay
Anlatmak değil
Her ân
Farkındayım
Az az öldüğümün
Bilincindeyim doğan ayın
Eriyen karın, akan suyun
Ve usul usul tükenen zamanın
Tekrarlayıp duruyor saat
Vakit de mahlûktur
Vakit de mahlûktur”
Şair, ölümü tarif etmiş:
“Mahlûkta devinen
Gürül gürül bir ırmaktır ölüm”
Uyarıcı, uyandırıcı, ders verici bir etkisi vardır ölümün. Bu yönüyle ölüm, en iyi muallimdir.
“Sonra bir mezarlıkta
Bir çukurun başında
Bir kapının ağzında
Herkes susar
Konuşur ölüm”
Şaşmaz gerçeği dile getirir.
“Ölümden bir işaret var her şeyde”
“Bir gün öleceğimi biliyorum
Bunu her ân ölür gibi biliyorum”
Ölümü hatırlamak ve güzelce hatırlatmak hayırlara vesiledir. Peygamber Efendimiz (sav) buyuruyor: “Ağzınızın tadını bozan ölümü sıkça hatırlayınız”. Dünya hayatına kapılan, bir aldanışı yaşar: Oyun ve oyalanma…Gaflete düşmemek için ölümü hatırlamak şart oluyor.
“Biliyorum yaklaşıyoruz her ân
Biliyorum oruçlu doğar insan
Ölümün iftar sofrasına”
Ölüm düşüncesi hakkında işte berceste niteliğinde mısralar:
“Ölüm bize ne uzak bize ne yakın ölüm
Ölümsüzlüğü tattık bize ne yapsın ölüm”
Allah’ teslim olmuş, inanmış bir şahsiyetin halet-i ruhiyesi okunur bu mısralarda.
-Karanlıklara karşı
Erdem Bayazıt, şiirlerinde kötülük odaklarına karşı etkin bir tavır alır. Karşı duruş ifade edilir:
“Öyleyse ey şair, sen de davranmalısın
Şiiri bir mızrak gibi kullanmalısın”
Şiiri kuşanmış bir yürek…
“İsyan şiirleri bilirim sonra
Kelimeler ki tank gibi geçer adamın yüreğinden
Harfler harp düzeni almıştır mısralarda
Kimi bir vurguncuyu gece rüyasında yakalamıştır
Kimi bir soygun sofrasında ışıklı salonlarda
Hırsızın gırtlağına tıkanmıştır”
Erdem Bayazıt’ın şiirinde etkili, sarsıcı bir üslûp belirgin. Destanî, yiğitçe bir söyleyiş mısra mısra işlenmiş.
Kaynaklar:
-Erdem Bayazıt–Şiirler, İz Yayınları
-Prof.Dr.Mehmet Kaplan-Şiir Tahlilleri 2, Kültür Bakanlığı Yayınları
-Ahmet Kabaklı-Türk Edebiyatı Tarihi c.4, Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları
Murat SOYAK
8/2/2008 ·
"Ölüm bize ne uzak bize ne yakın ölüm
Ölümsüzlüğü tattık bize ne yapsın ölüm"
Erdem Bayazıt
Umudun şairi Erdem Bayazıt, 1939 yılında Maraş’ta doğdu. İlkokul ve lise öğrenimini Kahramanmaraş’ta tamamladı. Lise yıllarında, arkadaşlarıyla birlikte Maraş’ın çeşitli yerel gazetelerinde sanat ve edebiyat sayfaları düzenledi. Yüksek öğrenimine 1959 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde başladı. Bu yıllarda Akif ve Yahya Kemal çizgisini sürdüren Necip Fazıl, Sezai Karakoç ve Nuri Pakdil gibi edebiyat ustalarının çevresinde yer bulan Erdem Bayazıt, şiirlerinde Yunus Emre’den beri gelen Türkçe’nin sahih şiir damarını benimsedi. Geçim zorluğu yüzünden 1961’de öğrenimini devam mecburiyeti olmayan Ankara Hukuk Fakültesine naklederek askere gitti. Askerliğini yedek subay öğretmen olarak Burdur’da yaptı. Askerlik dönüşü fakülte değiştirerek yüksek öğrenimini Ankara Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde tamamladı.
1969 yılında Nuri Pakdil, Rasim Özdenören ve Akif İnan ile birlikle edebiyatımızda yeni islamcı akımın oluşturduğu bir dergi olarak öne çıkan Edebiyat Dergisi’ni kurdu.
Erdem Bayazıt aynı yıllarda edebiyat öğretmenliği, kütüphane müdürlüğü yaptı. İstanbul Türk Musikîsi Devlet Konservatuarı’nın kuruluşu sırasında genel sekreter olarak çalıştı. Daha sonra, Sanayi Bakanlığı İnsan Gücü Eğitim Dairesi Başkan Yardımcısı iken bu görevinden istifa suretiyle ayrılarak Akabe Yayınları’nın yönetimini üstlendi.
1976 yılında Cahit Zarifoğlu, Rasim Özdenören, Akif İnan, Alaeddin Özdenören, Ersin Gürdoğan ve Hasan Seyithanoğlu ile medeniyetimizin yaşanabilirliğini yeniden yürürlüğe koyma çabasının bir buluşma noktası olan Mavera dergisinin kurucuları arasında yer aldı.
1984’te Akabe Yayınları’nın İstanbul’a taşınması kararı ile bu görevini devrederek yeniden memurluğa döndü. DPT’de sözleşmeli personel olarak çalışırken, 1987 milletvekili seçimlerinde Anavatan Partisi’nden Kahramanmaraş milletvekili seçildi. TBMM’nin 18. dönem çalışmaları süresince Milli Eğitim ve Çevre Komisyonlarında görev aldı. 1991 seçimlerinde ise adaylığını koymadı. İstanbul’a yerleşti. Evli ve dört çocuk babasıdır.
Erdem Bayazıt’ın ilk şiir kitabı Sebeb Ey, 1972 yılında Edebiyat Dergisi Yayınları’ndan çıktı.
1981’de İran, Pakistan, Afganistan ve Hindistan’ı içeren iki aylık gezi ile ilgili izlenimlerini “İpek Yolundan Afganistan’a” adıyla kitaplaştırdı. Bu eseriyle de TYB 1983 Gazetecilik Ödülü’nü aldı.
Erdem Bayazıt, son şiirleri ise Risaleler adı altında Akabe Yayınları arasında 1987 yılında çıktı. Bu kitabı ile Türkiye Yazarlar Birliği 1988 Şiir Ödülü’nü aldı. İki şiir kitabı bir arada 1992 yılında Şiirler adı altında İz Yayıncılık tarafından basıldı.
Gelecek Zaman Risalesi isimli şiir kitabı ise 1998 yılında İz Yayınları tarafından basıldı.
Erdem Bayazıt’ın şiirleri, Açı, Çıkış, Yeni İstiklâl, Büyük Doğu, Diriliş, Edebiyat, Mavera ve Yedi İklim dergilerinde yayınlandı. Şiirlerini tok, kavgacı, destana yatkın bir üslûpta işlenmiştir.
Erdem Bayazıt şiirinde çağlardan beri sürüp gelen Müslümanın yaşam trajedisini anlatmaktadır. Bu trajedinin kahramanı olan "Müslüman" artık, bileklerindeki ve beynindeki ihanet kelepçesinin farkındadır ve sesini yükseltmektedir. Erdem Bayazıt, Müslümanın bu durumunu: "Elbet kıracağım bir gün bu ihanet kelepçesini" mısraı ile dünyaya ilân etmek ister. Böylesi bir haykırışı besleyen retoriği, aynı zamanda ince bir lirizmi de barındırmakadır.
Metafizik anlamda güçlü bir gelenekten beslenen Erdem Bayazıt’ın şiiri, umut, isyan ve muştu noktasında okuruna sürekli güç aşılamaktadır.
Erdem Bayazıt’ın şiiri, düşünsel ve siyasal vurgusunu üzerinde bir yük olarak taşımayan, bu iki vurguyla birlikte şiir tabiatının ve şiir sesinin dokusu, tınısı bozulmayan, böylesine bir vurguyu yüklenmekten düşünce, inanç, sanat ve edebiyat adına utanmayan, aksine onurlu ve başı dik bir şiirdir. Milletinin manevi yaşantısı, inancı, umudu, öfkesi ve sevgisini büyük bir coşkuda harmanlar ve yüksek sesle okunan şiirlerinde şiddetli bir şekilde tezahür ettirir. Onun şiiri kimi zaman bir feryat, kimi zaman bir meydan okuma, kimi zaman da muhteşem bir yakarıştır.
Erdem Bayazıt’ın merkezini edebiyatın tuttuğu sanat dünyası, tarihi, kültürü ve siyaseti de kuşatmaktadır. Şair ve siyaset adamı olarak 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubat müdahalelerinin tanığı olan Erdem Bayazıt, Tanzimat sonrasında Batılılaşarak kendi tarih mecraı olan medeniyetinden, geleneğinden ve birikiminden koparak uzaklaşan, böylece yabancılaşan Anadolu aydınına karşı şiirle direnmiştir. Kültürsüz ekonomi, ekonomisiz kültür olmayacağının üzerinde durmuştur.
Sanat hayatının 50. yılında bulunan ve bu uzun serüveninde şiirimize kimlikli, heybetli, onurlu, gür sesli, umut dolu birçok mısra hediye eden Erdem Bayazıt, edebiyat haritamızda gümrah bir ırmak olarak yer almaktadır.
Suphi GİZ
Kaynak:
www.kurtubadergisi.com
7/2/2008 ·
Toplumların tarihinde, şirin vazgeçilmez amaçlarının başında, insanın ruhunu güzelleştirmek yer almıştır. Ülkelerin görünen ve görünmeyen dünyalarının zenginleştirilmesi, insanların ruhlarının güzelleştirilmesine bağlıdır. İnsanın ruhu, tükettiği ürünlerle değil, ezberlediği şiirlerle canlılığını korur. İnsanın sağlıklı olabilmesi için, bedeni gibi, ruhunun da beslenmesi gerekir.
Bedenin gücünü koruyabilmek için, gıdaya ihtiyaç duyduğu gibi, ruh da güzelliğini yitirmemek için, şiire ihtiyaç duyar. Nasıl ruh bedenden ayrılmazsa, şiir de hayattan ayrılmaz. Ruh ve beden gibi, şiir ve hayat da birbirinden ayrılmaz bir bütündür. Bedenin ruhu içinde taşıdığı gibi, hayat da şiiri içinde taşır. Bütün boyutlarıyla hayatı yaşanır kılanlar, hayatın şiirini yakalayanlardır. Onların bir bakışı, kurumuş topraklara can verir.
Bizim kuşağımızda hayatın şiirini yakalayan şairlerin başında, Türkiye'nin her yerinde, şiirde elli yılı kutlanan Erdem Bayazıt gelir. O, diğer “Mavera Şairleri” Cahit Zarifoğlu, Akif İnan ve Alaeddin Özdenören gibi, yabancılaşmaya isyan eden Anadolu insanının sesi olmuştur. Hafta sonunda, Edirne Mimar Sinan Vakfı Balkan Kültür Merkezi'nde, Rumeli Gençlik Grubu Başkanı Şükrü Çeşme'nin gayretiyle düzenlenen “Ellinci Sanat Yılında Erdem Bayazıt” paneline katıldım. Bünyamin Şen'in yönettiği panele, Dr. Rıdvan Canım, Mehmet Doğan, Dr. Erdoğan Baş, Hasan Gümüş ve ben konuşmacı olarak katıldık.
İnsanların ruh dünyasını güzelleştiren şairler, hayatın iniş ve çıkışlarında, insanın limit ve korkuları arasında, kutup yıldızı olmasını bilen şairlerdir. İnsanların ruhlarında fırtınalar estiren ve hayatın akışını değiştiren şairler unutulmazlar. Onlar hayatlarını bağrında doğup büyüdükleri topluma, şiirlerini de bütün insanlığa adamışlardır. Büyük şairler, kendi toplumunun şiirinden yola çıkarak, evrensel şiiri bulmasını bilen şairlerdir. Onların şiirleri, bütün insanlığa, dalgalı okyonuslarda, kayalıklardan koruyan deniz fenerleri olurlar.
Hayatın bir yüzü şiir, bir yüzü de güzelliktir. Bütün boyutlarında hayata zenginlik kazandıranlar, şiirde güzelliğin peşine düşenlerdir. Güzelliği arayanlar, toplumda güzel düşünmenin olduğu kadar güzel olmanın da vazgeçilmez kaynağı olurlar. Güzellik hayatı, hayat da güzelliği zenginleştirir. Şairlerin dünyasında güzellik hayattır, hayat da güzelliktir. Hayat doğrulukla, doğruluk güzellikle yeni boyutlar kazanır.
Şairin gönlünün zenginleşmesi, gözünün görünmeyeni görmesi, kulağının duyulmayanı duyması, kaleminin yazılmayanı yazması ve dilinin söylenmeyeni söylemesi, güzellikte sınır tanımamasına bağlıdır.
Sınırların ötesine geçmeyi bilen şairler, güzelliğe vurgundurlar. Onlar, hayatın değişik alanlarına gizlenmiş güzellikleri, hiç zorluk çekmeden bulurlar.
Şiirin herkese açılmayan kapıları, güzellikte sınır tanımayan şairlere açılır.
Şairler güzelliklerini, güzelliği aramalarına borçludurlar.
Şiirler güzelliğin bilinmeyen coğrafyasının yol haritalarıdır.
Erdem Bayazıt, aradığı güzel “Kelime”yi bulan şairdir.
Nazif GÜRDOĞAN
Kaynak:
"Yeni Şafak" gazetesi
6 Şubat 2008
6/2/2008 ·
-Fethi Gemuhluoğlu'nun aziz anısına-
Ürpertir tabiat üfleyince rüzgarı derin gök soluğu
Ulu ses dokununca çarka
Düşer ölümün gölgesi eşyaya.
Başlar eşyada hareket kurtulmak için kendinden
Daha öteye geçmek için arınmak gibi elbiseden
Yakalar ölümsüzlüğün sonsuz ipini
Sonra ses olur
Zamanın idrak incisi ses döner döner döner de
Yönelir sebebe
Sebeb ey.
Sesi damarla çizer
Mutlak sözü damarda kanla çizer
Uzar bir göz ağrısının gecesi uçsuz bir nehir gibi
Bir bebeğin ilk hecesi düşer ağzından ansızın ve bulur
Aklı yontan o sonsuz sesi bulur
Sonra toprak sıkışır sıkışır taşar da renk olur tarlada
Güneşin çarpılmış elçisi Van Gogh'la gelir önümüze
Portakalla yayılır karanfilde tutuşur karar kılar denizde
Renk denizde karar kılan ebedi tarla olur
Renk başkaldırırken helezonlar çizerken ses
Som fatih su fetheder tabiatı
Döner döner döğünür eritir dağları yobaz kayaları
Daha der sığmaz kabına yönelir göğe teslim olur
Ve düşerken toprağa çağırır
Sebeb ey.
Her sabah bütün bitkiler iştahlı bir çocuktur
Emer emer emerler toprak anayı
O sultan hazinesi o hep veren sonsuz cömert anayı
Yeşil hayat kırmızı hareket sarı sabır emerler
Ve beyaz iman çizer sesini
Tamamlar kavisini
Sebeb ey.
Ankara - 1966
Erdem BAYAZIT
6/2/2008 ·
Aşk Risalesi, Tabiat Risalesi, Savaş Risalesi ve Ölüm Risalesi bölümlerinden oluşan Risaleler* adlı şiir kitabında Erdem Bayazıt, Ölüm Risalesi’nin metaforu olan “ölüm” olgusunu Sokrates imgesi bağlamında geliştirir. Ama önce şiiri okuyalım: “Bir Portre.”
“Engin sâkin berrak bir denize
Uçsuz bir kumsaldan ağır ağır
Nasıl yürürse insan
Sokrates öyle yürüdü ölüme.
Tilmizleri ağlaşırken
o vasiyet ediyordu:
-Asklepyos’a bir horoz borçluyuz
Unutmayınız.
Ne tuhafsınız dostlar
Güçsüz kadınlar gibi ağlaşmak niye
Yükselmek varken ölümsüzlüğe.
İnanca sahip olmak
İnsan olmanın şartı
Kölelikler içinde en onulmaz kölelik
Hayatın ölümcül yanına
Takılıp kalmak değil mi?
İlkin ayaklarında duydu Sokrates
Zehirin soğukluğunu
Ve yavaş yavaş ölüm
Yükseldi göğsüne çenesine
Dudaklarında donan son bir tebessümle
Bir işâret taşı da böylece
Sokrates dikmiş oldu ölüme.”
Temiz, ışıltılı, sağlam ve ana imgenin (ölüm) başat hale getirilmesini dolaysız bir tasvirle gerçekleştirme, sanıyorum, Erdem Bayazıt’ın şiir üslûbunun belirgin ve çarpıcı özelliğidir. “Bir Portre”de bu özelliği açık bir şekilde görüyoruz. İlk dört mısra, çeşitli kültürlerde, bu arada eski Yunan düşüncesinde ve sanatında yoğun tartışmalarla örülen “ölüm” olgusuna Sokrates’in yalın bir mantıksal çıkarım (İstidlâl) ile ulaştığı temel düşüncesini buluyoruz. Nasıl bir çıkarımda bulunmuştu Sokrates? Gayet basit, yalın bir çıkarımla: Eğer ölüm mutlak bir son ise korkuya gerek yoktur. Çünkü yaşanılan hayatın sıkıntıların, yoksunlukların vb. bitmesi demektir. Yok eğer bir son değil, yeni bir hayatın başlangıcıysa, o takdirde hoşnutlukla karşılanması gerekir. Zaten Sokrates böyle düşünüyor ve inanıyordu. Bütünüyle gerekçesiz ve haksız olan yargılanma sonucunda verilen ölüm hükmünü kabullenirken, bir başka temel sorunu öne çıkartarak vurgular. Bu sorun ahlâkî erdemdir. “Yasaya itaat” Sokratik erdemin önkoşulsuz sıkı sıkıya bağlı olduğu ahlâkın kendiliğinden kuralıdır.
Kratylos, Kriton gibi yönetim aygıtı içinde olanların yanında, Platon gibi genç olanların planladıkları kaçma tasarısını reddederken dayandığı gerekçe, işte bu “yasaya itaat” erdemi olacaktır. Çünkü ahlâkın asıl istemi vicdanî olanın buyruğuna uymak suretiyle gerçekleşir ve erdemli kişiliğin kurulması ancak böylece mümkündür.
Hükmün infazında hücrede Kriton vardır. Tabii bir de cellat. Son anda Kriton’a, Asklepios’a bir horoz adadıklarını, adağı yerine getirme imkanının artık sözkonusu olmadığını belirterek, bunun yerine getirilmesini vasiyet olarak ister: “Asklepyos’a bir horoz borçluyuz.” Yerine getirilme şartları, bir bakıma, ortadan kalkmış görünse bile, adak artık “borç” halini almıştır Sokrates’in nazarında.
Kuşkusuz Sokrates’in mücadelesi, bir inanç ve düşünce mücadelesiydi. Bu öyle bir mücadeledir ki, durmak, kendiliğinden geri adım atmak, dolayısıyla varoluşuna karşı gelmek ve yokluğa mahkûm olmakla eşanlamlı bir mahiyetteydi. Sürdürmek, tek seçenekti. Erdemli kişiliğin gerçekleştirilmesi bir yandan, ölümsüzlüğün sınırını geçmek diğer yandan bu seçeneğin doğal tezahürleriydi: “Bir işaret taşı da böylece dikilmiş” olacaktı. OIdu. “İnsan olmanın şartı” bunu içerdiği gibi, “Kölelikler içinde en onulmaz kölelik”e sardıran “Hayatın ölümcül yanına (...) Takılıp kalmamak”ı da öngörüyordu.
Erdem Bayazıt’ın Sokrates’i ne kadar dar bir zamanda insan olmanın erdemine çağırıyor bizi.
(*) Risaleler, Akabe Yayınları, 1. Basım, 1987, İstanbul
İsmail KILLIOĞLU
Kaynak:
Millî Gazete
10.12.2007
« Önceki :: Sonraki »